Kamu Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamu Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2015 Cumartesi

TERÖR, MÜLKİ İDARE VE “ÖZ YÖNETİMCİ BELEDİYECİLİK”


Hepimizin malumu olduğu üzere Güneydoğu’da bazı kentlerdeki “öz yönetimci” terör odakları hendeklerle ve bombalarla kentleri yaşanmaz hale getirmiş bulunuyorlar.
“Öz yönetim, güçlü yerinden yönetim, demokratik özerklik” gibi söylemler, aslında sahiplerinin “şimdilik” dile getirmeyi sakıncalı gördükleri “federe devlet”, “bölge yönetimi” gibi arzularının maskeleri olarak kullanılıyor. Birçok yazar-çizer ve akademisyende ne yazık ki bu politikaya destek veriyor. “Öz yönetim”in ne vatandaş nezdinde bir karşılığı vardır, ne de yönetim kuramlarında. Ancak, ütopik sosyalist toplum rüyaları görenlerin uydurdukları ve terörle baskı altına aldıkları halka umut olarak sundukları kurgusal bir “oyalamaca” olarak değerlendirilebilir “öz yönetim…”
***
Türkiye’nin sanıyorum meşgul olması gereken ve öncelikli konu şudur: Güneydoğu’dan hergün şehit haberleri gelirken, orada yaşayan vatandaşlarımızın hayatı kabusa dönerken ve “şehir terörü” ile PKK, KCK, HDP yeni bir “taktik” denemesiyle bölgeyi Türkiye’den koparmaya dönük eylem ve söylemleri tırmandırırken, bölgedeki “belediyeler”in konumu ve işlevi nedir? “Yerelleşme, güçlü yerel yönetim, özerk yerel yönetim” söylemleriyle, liberal sistemlerdeki belediyecilik ne kadar bağdaşmaktadır?
10 yıldan fazladır bu konularda yazıp çiziyorum. “Yerel yönetimlerle ilgili düzenlemeler yapılırken çok titiz ve dikkatli olunmalı, bazı belediyeler alenen Anayasaya aykırı belediyecilik yapıyorlar, terör örgütünü destekliyorlar” diye epey yazı yazdım. Bugün üzülerek görüyorum ki, “ayrılıkçı belediyecilik” Türkiye’nin ve Cumhuriyetin temel değerlerine aykırı olarak faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadırlar.
Özellikle 6360’tan sonra milyarlık bütçelerle, dev ihalelerle, kadrolarla bölgedeki büyükşehir belediyeleri ve diğer belediyeler terör örgütünün neredeyse taşeronu haline gelmiş bulunuyorlar.
***
Üstelik “yerelleşme” tartışılırken, merkezi yönetimi temsil eden “mülki idare” bazı kesimlerin hedefine konuldu. Oysa mülki idare, ülke bütünlüğünün, kamu düzeninin ve esenliğinin sigortasıdır.
Mülki idareden asla ve asla ülkenin anayasal değerlerine, birliğine, bütünlüğüne karşı bir davranış göremezsiniz. Devletin, toplumun çıkarlarını önceleyen ve daha da ötesi kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan meslek mensuplarından teröre katkı yapılması hayal bile edilemez.
Ancak, sözde “öz yönetimci belediyeler” Güneydoğu’da alenen terör örgütleriyle işbirliği yapmaktadırlar.
İşte bu nedenle mülki idare güçlendirilmelidir, mülki idarecilerin moral ve motivasyonu artırılmalıdır. Demokratik ve güçlü mülki idare sistemi için acilen reform yapılmalıdır.
Terör olayları sürekli olarak mülki idareye ekmek gibi su gibi ihtiyacımız olduğunu göstermektedir. Mülki idare devlettir, kamu yararının garantisidir, bütün bir Türkiye’dir…
***
Şimdi bölgedeki belediyeciliğe dair birkaç soru sorarak, “öz yönetimci belediyeciliğin” ilgi alanlarının ne olup ne olmadığını kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum:
-          Kepenk kapatma eylemlerinde belediye personeli esnafları dolaşarak tehdit ediyor mu?
-          Terör örgütü elemanlarının keşif çalışmaları belediye personeli tarafından gerçekleştiriliyor mu?
-          Barikat kurulacak yerlere “belediye yol çalışması yapacakmış gibi yapıp” terör örgütü için malzeme temin ediliyor mu?
-          Operasyon zamanlarında suları keserek vatandaşı tahrik eden ve suçu da mülki idarecilere, devlete yükleyen belediyeler var mı?
-          Belediyeye personel alımında terör örgütüne eleman veren ailelerden seçim yapılıyor mu?
-          Devletin yanında olan korucu köylerine belediye hizmetleri götürülüyor mu?
-          Belediyelerin açmış olduğu “meslek edindirme kurslarında” örgüte eleman temini yapılıyor mu?
-          Belediyelerle ilgili dernek ve sendikalarda örgüt elemanları istihdam ediliyor mu?
-          “Sosyal belediyecilik” adı altında belediyeler örgüt propagandası yapıyor mu?
-          Kentlerde yol, sokak, cadde düzenlemeleri ve bunlarla ilgili ekipmanlar belediyelerin elinde. Peki barikatlar kaldırılırken ve hendekler kapatılırken bölgedeki belediyelerden “destek” alınabiliyor mu?
***
Yukarıdaki soruların hepsinin cevabını artık herkes biliyor. Çok acı bir durum. Devletin “bütçesini” verdiği bazı belediyeler, ne yazık ki terör örgütünün sponsoru ve destekçisi durumunda…
Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir vatandaşının burnunun kanamasını kimse istemez. Bölgedeki sivil vatandaşlar ne yazık ki terörle mücadele esnasında büyük sıkıntı yaşıyorlar. Ancak, hümanist görünerek, “demokrasi, özerklik, öz yönetim, öz savunma, güçlü yerinden yönetim” gibi kavramları kullanarak bölgedeki yerel siyasetçiler, HDP milletvekilleri, belediyeler, KCK ve uzantıları önce orada yaşayan vatandaşların yaşamını Cehenneme çeviriyorlar ve bunu hiç de umursamıyorlar.
Buna dair bir davranış emaresi görünmüyor. Sürekli olarak çatışma kışkırtıcılığı yapan terör örgütü uzantıları ne yazık ki en fazla da belediyeleri kullanıyorlar.
İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala’nın 17 Aralık tarihli açıklamasına göre, “862 ağır silah, 10 bin Molotof ve 10 ton patlayıcı” ele geçirilmiş. Bu yalnızca son dönemde yapılan operasyonlardan ele geçirilenler.
***
6360 düzenlemesinden geri dönülmelidir. Belediyeler üzerinde hukukilik ve yerindelik denetimi yapılmalıdır. İddia edilenin aksine ne hukukilik ne de yerindelik denetimi hiçbir biçimde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aykırı değildir.
Ne yazık ki bölgedeki büyükşehir belediyeleri de, diğer belediyeler de terör örgütünün en büyük destekçisi durumunda. En azından medyadan yansıyan görüntüler bu fotoğrafı ortaya koymaktadır.
6360’la getirilen “bütünşehir” ya da “mülki alan belediyeciliği” son bulmalıdır. Belediyeler, “belde” yönetimine dönüştürülmelidir. Denizli ve Malatya gibi il merkezlerinde bütünşehir belediyeciliği veya “özgün bir büyükşehir modeli” uygulanabilir. Ancak, mülki alan belediyeciliği bütün kentler için önemli sorunlar üretmektedir.
Belediyelerin “anayasal ilke ve sınırlarda” belediyecilik yapmaları için gerekli düzenleme, denetim ve uygulamalara yoğunlaşılmalıdır.
Ve çok geç olmadan mülki idarenin daha “güçlü, şeffaf ve etkili” olması için acil adımlar atılmalıdır.
Bölgede terörle mücadele eden, devletin ve milletin varlık ve bekası için canını ortaya koyan asker, polis, mülki idareci ve diğer kamu personelinin moral ve motivasyonunun güçlendirilmesi yaşamsal bir önem taşımaktadır.

Kandan beslenen ve bölgeyi yaşanmaz hale getirmek için çabalayan terör örgütü bölgeyi Türkiye’den koparmak için faaliyetlerini tırmandırmayı sürdürürken, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü için cansiperane mücadele eden kamu görevlilerine destek olmak hepimizin ödevi ve sorumluluğudur. 

10 Kasım 2015 Salı

KAYFOR 13 SONUÇ BİLDİRGESİ


Selçuk Üniversitesi (SÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü tarafından 15-17 Ekim 2015 tarihleri arasında Konya’da düzenlenen Kamu Yönetimi Forumu’nun (KAYFOR-13) Sonuç Bildirgesi açıklandı.
66 ilden 92 üniversite ve kurumdan 400’den fazla katılımcının yer aldığı KAYFOR-13’te 180 bildiri sunuldu. 13. Kamu Yönetimi Forumu Bilim Kurulu adına KAYFOR-13 Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Çukurçayır, KAYFOR 13 Bildirgesi’ndeki kurulun tespitlerini kamuoyu ile paylaştı.
Kamu Yönetimi Formu’nda kurulun tespitleri şöyle;
1- Kamu Yönetimi reformu (merkezi ve yerel ölçekte) çağdaş yönetim yaklaşımları çerçevesinde sürdürülmelidir. 
2- Merkezi yönetim ve yerel yönetim arasındaki denge yeniden düzenlenmelidir. Yerel yönetimler kadar mülki idarenin de kamu yönetiminde vazgeçilmez işlevleri vardır; mülki idarenin işlevselliği korunmalı, görev ve yetki alanları açık bir biçimde tanımlanmalıdır. 
3- Merkezi yönetim ve yerel yönetim birimlerinin kamu hizmeti sunum süreçlerinin bütün aşamaları şeffaflaştırılmalı, izlenebilir olmalıdır. 
4- Kamu Yönetimi akademisyenleri, kamu politikalarına ve kurumlarına yön gösterebilmeleri için alan araştırmalarına özendirilmeli ve desteklenmelidir. Kamu politikalarının etkinliğinin artırılmasına katkı yapılabilmesi için kamu yönetimi akademisyenleri mutlaka politika yapım süreçlerine dahil edilmelidirler.
5- Yerel yönetimlerin özerkliği özellikle idari ve mali alanda güçlendirilmelidir. Mevcut yetki ve kaynaklar doğrultusunda şeffaflaşma ve performans denetimi güçlendirilmelidir. 
6- Avrupa Birliği hedefleri doğrultusunda kamu yönetimi birimlerinde idari kapasiteyi artırıcı çalışmalara hız verilmelidir. 
7- Avrupa Birliği’nin temel hedefleri olan insan hakları, hukukun üstünlüğü ve yüksek çevre kalitesini sağlama doğrultusunda kamu yönetimi teşkilatında idari kapasiteyi artırıcı çalışmalara yönelik eylem planlarının oluşturulması ve sürdürülmesine önem verilmelidir. 
8- Kamu kuruluşlarında insan kaynaklarının verimliliğinin artırılması konusunda yoğun bir çaba gösterilmelidir. Kamu personeli seçiminde liyakat ve nesnellik ilkeleri büyük titizlikle uygulanmalıdır
9- Kamu politikalarının oluşturulmasında katılımcı/müzakereci yöntemlerin uygulanması politikaların benimsenmesini/meşruiyetini artırıcı bir etki sağlayacaktır. Kamu yönetiminde etik yaklaşımların benimsenmesi ve önemsenmesi, kamu yararının tesisi ve meşruiyetini de sağlayabilecek bir etki yaratacaktır. 
10- Reformların sağlıklı ve eşgüdümlü işlemesi için Bakanlıklar üstü veya arası bir “reform birimi (Başkanlık, Kurul v.b adlarla olabilir)” oluşturulmalı; reform çalışmaları akademisyenler, STK’lar, özel sektör temsilcileri ile eşgüdümlü yürütülmelidir. 
11- Türkiye’nin toplumsal, yönetsel ve siyasal sorunlarının çözümü için demokrasinin, hukuk devletinin, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi gereği devam etmektedir. 
12- Türkiye’de kamu yönetimi sorunlarının özgün araştırmalarla belirlenerek, idari kültürümüz ve gereksinimlerimize uygun reform önerilerinin geliştirilmesi amacıyla kamu kurumları ile akademisyenler arasında işbirlikleri oluşturulmalı ve ülkemizdeki akademik birikimin kamu kurumlarının kapasitelerinin geliştirilmesi için kullanımını özendirici politikalar oluşturulmalıdır. 
13- Bu yıl 13.sü düzenlenen Türkiye’nin en büyük kamu yönetimi platformu KAYFOR, kamu yönetimi sorunlarının ülke gündemine taşınması amacıyla stratejik konuların konuşulmasına olanak sağlayan geniş katılımlı toplantılarını sürdürecektir.

14 Haziran 2015 Pazar

KAYFOR-2015: KAMU YÖNETİMİNDE DEĞİŞİMİN ROTASI, ETKİLERİ VE SORUNLARI

geniş bilgi için:

http://kayforturkiye.blogspot.com.tr/

  1. NE KADAR MERKEZİLEŞME, NE KADAR YERELLEŞME?
  2. KAMU YÖNETİMİNDE GELENEKSELLEŞME, KURUMSALLAŞMA, DEĞİŞİM
  3. MÜLKİ İDARENİN SORUNLARI VE GELECEĞİ
  4. KAMU YÖNETİMİ VE DENETİM
  5. KAMU YÖNETİMİ VE ŞEFFAFLIK (Açık yönetim  (open government) vs.)
  6. KAMU POLİTİKALARI ÜRETİMİNDE PAYDAŞLAR, ETKİNLİK, SORUNLAR
  7. YEREL YÖNETİMLERİN ETKİNLİK, VERİMLİLİK, DEMOKRATİKLİK SORUNLARI
  8. KAMU YÖNETİMİNDE İDARİ KAPASİTE SORUNU
  9. KAMU YÖNETİMİNDE STANDARTLAŞMA, ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORUNLARI
  10. YURTTAŞ ODAKLI BİR KAMU YÖNETİMİ MÜMKÜN MÜ?
  11. KAMU YÖNETİMİNİN BİÇİMLENMESİNDE ÜNİVERSİTELERİN ROLÜ
  12. TÜRK KAMU YÖNETİMİ ÇAĞDAŞ KAMU YÖNETİMİNİN NERESİNDE?
  13. KÜRESELDEN KOPMADAN ÖZGÜN MODELLER ÜRETİLEBİLİR Mİ?
  14. KAMU PERSONEL POLİTİKALARI VE SORUNLAR
  15. BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ VE KAMU YÖNETİMİ

11 Ekim 2014 Cumartesi

Mülki İdareyi Yeniden Düşünmek...

Kamu yönetimi 1980'lerden sonra "özel sektör yönetim teknikleri"nin etkisine
girdi. Özelleştirme, yerelleşme ve katılımcılık çok önemli bir paradigma değişimi meydana getirdi kamu yönetiminde.
Yerelleşme rüzgarları özellikle Türkiye'de 1980 sonrasında sert esti. Yerel yönetimler 1985 yılında yetki ve kaynak açısından çok güçlendirildi. Olması gereken buydu elbette. Çünkü, Avrupa'da yerel yönetim bütün hayatı kuşatıyor.
Fakat çok etkili bir kamuoyu denetimi var. Yetki veriliyor ama denetim de çok sıkı bir biçimde yerine getiriliyor. Bizde denetim çok sorunlu bir alan...

***
Yerelleşmede, bununla da yetinilmedi ve büyükşehir belediyeleri kuruldu. Önce Ankara, İstanbul, İzmir ve daha sonra bugün itibariyle 30 kentte büyükşehir belediyesi var.
Başlangıçta büyük kentlerin ulaşım, planlama ve eşgüdüm sorunlarını çözmesi için düşünüldü. İlk yıllarda oldukça da etkili oldu.
Fakat, büyükşehir belediyeleri kentlerin her derdine deva "sihirli kurumlar" olarak görüldü ve bir "büyükşehir tutkusu" oluştu siyasetçilerde...
Özellikle 2012'de çıkarılan 6360 sayılı yasa neredeyse yerel yönetimleri, daha doğrusu büyükşehir belediyelerini "kutsadı..."
Bu gelişmeye "aşırı doz yerelleşme" de diyebiliriz. Çünkü, 30+51 sistemi olarak da tanımladığım bu sistem bütün idari yapıyı, gelenekleri, kamu hizmeti sunum biçimlerini ve aktörlerini değiştirdi, hatta deyim yerindeyse alt üst etti.
30 büyükşehirde belediyelerin yetkileri "il sınırına" genişletildi... Bütçeleri artırıldı...
Şu anda 30 büyükşehirde hem ilçe belediyeleri, hem kapatılan beldeler, hem de kapatılan köyler çok büyük sorunlar yaşıyor...
***
Yeni sistem yalnızca yerel yönetim yapımızı sarsmadı, mülki idareyi de neredeyse etkisizleştirdi. Çünkü, özellikle kırsal kalkınma, güvenlik, eğitim, yatırım konularında aktif olan mülki idare bir anda etkisiz hale geldi.
Valiler ve kaymakamlar demoralize oldu, çünkü herşey "siyasi kimliğe sahip olan" belediyelerden soruluyor neredeyse...
***
Burada bir hatırlatma da yapmak isterim. Geçen yıl önemli bir siyasi isim bir ilimizde halka hitap ederken "seçilmişler halka hesap veriyor, vali veya kaymakam maaşını alıyor, yapıyorsa yapıyor, yapmıyorsa yapmıyor..."
Oysa bu cümlede çok büyük bir sorun var. Hemen her sistemde olduğu gibi Türkiye'de de hesap vermesi en kolay olanlar seçilmişler değil, atanmışlar...
Çünkü, hiyerarşik denetim, siyasal denetim, esnetilemeyecek yetki alanları ve görev tanımları belli olan mülki idareci "hesap vermiyor" demek gerçeklerle bağdaşan bir konu değil...
***
Evrende herşey denge üzerine kuruludur. Aşırı doz merkezileşmeden kurtulalım derken, aşırı doz yerelleşmeye yakalandık!
Ve bu aşırı doz yönetim sistemini komaya sokmadı, ama sokmak üzere...
Mülki idarenin yetkileri kesinlikle artırılmalı ve belediyeler karşısında bir denge mekanizması olarak korunmalı.
Mülki idare, devlettir... Devlet güven, tarafsızlık, eşitlik ve adalet demektir...
Belediyelerin ise ne yazık ki, yerel kamu hizmetlerini sunma görevlerinin dışında siyasi kimlikleri var... Denetimler çok zayıf... Her türlü siyasi ve ekonomik rantiye öncelenerek görevler yerine getiriliyor...
Hepsinden beteri bazı belediyelerin Türkiye ile sorunu olan terör örgütleriyle bağlantılı olduklarına dair algılar, mülki idarenin güçlendirilmesi gereğini fazlasıyla ortaya koymaktadır...
***
Son olarak...
Ne yazık ki ülkemiz çok acı günler yaşadı ve yaşıyor...
Terör örgütü kamu düzenini, birlikte yaşama iradesini ve toplumsal barışı tehdit ediyor...
Peki, ortalığı yakıp yıkan, insanları öldüren, emniyet mensuplarını şehit eden terör örgütüyle mücadele edilirken kamuoyu en çok kimin adını duyuyor?
Elbette vali, kaymakam, asker, polis gibi "atanmışlar"ın...
Atanmışlar kendilerini deyim yerindeyse ateşe atarak "kamu düzeni"ni sağlamaya çalışıyorlar...
Yerel yönetimlerin adını duyan var mı?
Aksine, 6360'la yetkileri iyice artırılan bazı yerel yönetimler Türkiye'nin toplumsal barışını ve kamu düzenini tehdit eden örgütlere doğrudan ve dolaylı destek vermektedirler...
En azından 6360 olmasaydı, Mardin iktidar partisinde kalacaktı ve bölgedeki huzuru bozan hareketlerin eli güçlenmeyecekti...
***
Bütün bu nedenlerden dolayı, hem büyükşehir yasasının ve modelinin yeniden düşünülmesi, hem de mülki idarenin yetkilerinin mutlaka artırılması gerekiyor...
Huzurumuz, güvenliğimiz, birliğimiz ve dirliğimiz daha çok mülki idareye, askere ve polise bağlı...
Bu kesimlerin moral ve motivasyonunu artıracak adımlar hükümet tarafından atılmalıdır...
Hem de ivedilikle...

18 Haziran 2013 Salı

MÜLKİ İDAREYE DAİR BAZI DÜŞÜNCELER



Şimdi “Taksim ve Gezi olayları siyaseti, akademiyi, sanatı, kültürü, ekonomiyi ve bilumum yaşam alanlarını
kilitlemişken böyle bir konu niye gündem olur” diye sorulabilir.
Soru haklı bir soru olur ama hayat da kurumlarıyla, süreçleriyle ve aktörleriyle devam ediyor…
Yerel yönetimlerin kendilerine aktarılan onca kaynak ve yetkiye rağmen, kurumsallaşma, hesap verme, demokratikleşme ve denetlenme konularında ağır sorunlar yaşadıklarını biliyoruz.
Belediyelere kaynak ve yetki sürekli olarak aktarılıyor ama kimse sormuyor ki, “bu aktarılan yetki ve kaynakların ne kadarını verimli, etkin ve demokratik olarak kullanıyorsun?”
Taksim krizinin en önemli boyutlarından birisini de bu oluşturuyor: Rasyonel ve demokratik karar alma ve uygulama becerisinin çok cılız olması… Katılımcı yerel siyaset yok. Her alanda "tek aktör" odaklı bir politika yapımı söz konusu...
Bu nedenle, özellikle mülki idarenin korunması ve yerel yönetimlerin özerkliği kısıtlanmadan bir “denge mekanizması” olarak güçlendirilmesi gerektiğini savunanlardanım.
Vatandaşın gözünde tarafsızlığı, adaleti, hukuku, kısaca devleti temsil eden mülki idare güçlendirilmelidir. Kaymakam ve valilerin yetkileri mutlaka artırılmalıdır.
Gerçi günümüzde siyasetin etkisinde kalmayan, siyasetin evirip çevirmediği hiçbir kurum kalmadı ama...
***
Vali ve kaymakamlar son dönemlerde çok başarılı kalkınma projelerine ve sosyal devlet uygulamalarına imza atmaktadırlar. Vali ve kaymakamların halkla daha fazla bütünleştiği bir süreci yaşıyoruz. Dünyadaki gelişmeleri iyi okuyan, teknolojik gelişmeleri izleyen, sosyal medyada sesini ve etkinliklerini duyuran mülki idarecilerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.  
Ancak, 81 vilayetin valilerinden çok başarılı olanlar olduğu gibi, çok sorunlu işlere ve söylemlere imza atan, dolayısıyla bulunduğu konumu oldukça yadırgatan birçok vali olduğunu da zaman zaman hem sosyal medyadan hem de diğer yaygın medyadan gözlemleyebiliyoruz. Bu elbette kaymakamlar için de geçerlidir. Fakat Vali vilayetin genelinde devleti temsil ettiği için sorumluluğu elbette kaymakamların sorumluluğunun toplamından fazladır…
Gerçekten de valilerimizin bazılarından gelen açıklama ve yorumlar "Zaytung" haberlerini aratmıyor bazen.
Son dönemin etkili idarecilerinden İstanbul Valisi’nin Taksim’deki kaos ve kargaşadaki yaklaşımı, gençlerle diyalog kurmaya çalışması, çağdaş bir mülki idareciye yakışan demokratik ve diyalojik bir yönetim örneğidir. Bazı tivitleri yadırgansa da, sosyal medyayı en iyi kullanan valilerden aynı zamanda İstanbul valisi...
Tanıdığım birçok başarılı ve özverili vali var. Burada tek tek isim belirtmek doğru olmaz.
Ancak, ne yazık ki kendilerini çok da yetiştirememiş ve makamın gereklerini yerine getiremeyen valilerimiz de yok değil.
Mesela, basın önünde gidip vatandaşla anlamsız tartışmalara giren veya "siyasetçilere yaranma" olarak yorumlanan ve istihza/alay konusu olan açıklamalar yapanlara sık sık medyada rastlayabiliyoruz.
Olumlu ve olumsuz birçok örnek var, ancak elbetteki olumsuz örnekleri sıralamak maharet değil.
Ne yazık ki, bu tür mülki idareci örnekleri mülki idareye çok zarar vermektedir.
***
Peki mülki idare, bizzat Bakanlık tarafından hak ettiği ilgiyi görüyor mu? Hem de mülki idare kökenli bir Bakan varken? Mülki idarecilerden bunu gerçekten öğrenmek isterdim...
Şöyle bir soru sorsam yersiz mi olur?
Mesela, kaymakamlar ile valilerin görev ilişkileri yeterince gözden geçirilebiliyor mu?
Soru şöyle de sorulabilir: Kaymakamlarla valilerin görev ilişkilerinde belirli ilkeler var mı yoksa bu ilişkilerin niteliği valiye göre değişiyor mu?
Elbette valiye göre değişen tutum, ilke, strateji olacaktır. Ancak, asgari bir standardının olması gerekmez mi?
Örneğin, siz bir ilçede kaymakamlık yapıyorsunuz ve vali bey sizin haberiniz olmadan o ilçedeki memur ve amirlerle birtakım işler yapıyor, görev veriyor, taltif ediyor vs.
Bu etkileşimin görünen yorumu şudur: Vali beyin bu davranışı kaymakamın saygınlığına ve otoritesine yönelik zayıflatıcı bir davranış biçimi olmaktan başka bir şey değildir.
Bu davranışın hiçbir biçimde çağdaş yöneticilik anlayışıyla bağdaşmadığı da açıktır.
Diğer bir soru: Kaymakam ve valiler için objektif/nesnel/tarafsız değerlendirme kriterleri var mıdır? Atama ve yükseltilmelerde "politik yakınlıklar" mı ön planda, yoksa "bireysel yetenekler/nitelikler" mi ön planda?
***
Katılımcı demokrasi yerel yönetimler için olmazsa olmaz olduğu gibi, mülki idare için de olmazsa olmazlardan birisidir.
Özellikle sistem içindeki paydaşlardan birisi olan kaymakamlarla valilerin hemen her konuyu müzakere etmesi gerekir. Eğer kaymakamlar by-pass edilirse, sorun bütün bir vilayet yönetimini etkiler.
Hem bir vilayette görev yapan kaymakamların başarısı valinin başarısı değil midir?
Kesinlikle öyledir…
***
Geleceğin valileri olma ihtimali bulunan kaymakamların valilerle etkileşimi güçlü ve açık bir iletişime dayanmalıdır.
Sonuçta bütün makamlar geçici olduğu gibi bu makamlar da geçicidir...
Ne valiler geldi geçti bu makamlardan... Bazıları hiç unutulmazken, bazılarını da kimse hatırlamıyor...
İyi bir yönetici, yönetimi altındakilerin düşünce ve duygularına değer verdiği ölçüde başarılı, güçlü ve değerlidir.
Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde iken Ruşen Keleş Hocamızın derslerimize davet ettiği ve her seferinde bizleri büyüleyen Efsane vali Recep Yazıcıoğlu’na rahmet dilerken, onun bir dileğini de burada tekrar etmek isterim:
"Atanmış sultanlar ve seçilmiş padişahlardan Türkiye'nin kurtulması lazım lazım. Her düzeyde katılımcı yönetimin yerleştirilmesi ve kurumsallaşması tek çözümdür..."
Demokratik süreçleri işleten, katılımcılığı benimsemiş yöneticiler gerek Türkiye’ye…
Mülkiye'de derslerimize gelen Recep Yazıcıoğlu'nu minnetle ve rahmetle anıyorum...
İstisna bir valiydi...
Her dinlediğimde farklı bir heyecan duyuyordum...
Olağanüstü bir hitabeti ve motive edici bir yaklaşımı vardı...
Ve hepsinden önemlisi hep ufuk açıcı konuşuyordu...
Her gittiği vilayette ses getiriyordu, görev yaptığı memleketlerin değerlerini dünyaya duyuruyordu...
Sözün özü, vali gibi valiydi rahmetli Recep Yazıcıoğlu...
Bir talihsiz kaza ile aramızdan ayrıldı...
Şimdi mülki idare önemli sorunlarla boğuşuyor...
Denetimsiz bir "yerel yönetim tutkusu" aldı başını gidiyor...
Kentlerde geçer akçe yalnızca "rantiye..."
Bu nedenle belediyeler karşısında mülki idarenin denge rolü güçlendirilmeli, "yönlendirici denetim" yetkisi verilmelidir...

25 Aralık 2012 Salı

KAMU YÖNETİMİ SEMPOZYUMU (KAYSEM 8)



8. KAMU YÖNETİMİ SEMPOZYUMU (KAYSEM 8) HATAY'DA MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ'NDE...



http://www.mku.edu.tr/main.php?page=archive_news&location=kaysem2013


KAYSEM (Kamu Yönetimi Sempozyumu) ulusal düzeyde  kamu yönetimlerini her açıdan ele alan, kamu yönetimindeki bütün aktörlerin katılımıyla önemli bir müzakere ortamı ve bilimsel çalışmalara katkı sağlayan ve bunları bütün paydaşlarıyla paylaşan bilimsel bir toplantıdır. Bu bağlamda  KAYSEM, kamu yönetimi alanında; akademisyenleri, öğrencileri, uygulayıcıları bir araya getiren bir platform görevi üstlenmektedir.
KAYSEM olarak adlandırılan bu toplantıların 8.si 11-12 Mayıs 2013 tarihinde Mustafa Kemal Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü tarafından organize edilmektedir Türkiye Belediyeler Birliği ve Antakya Belediyesinin desteği ile  Ottoman Palace'ta gerçekleştirilecek olan bu toplantı "Kuramdan Uygulamaya Yerel Yönetimler ve Kentsel Politikalar" ana temasını taşımakta ve burada farklı konularının tartışılması hedeflenmektedir.  KAYSEM-8'e http://kaysem2013.mku.edu.tr/ web sitesinden ulaşılmakta ve  kaysem2013@mku.edu.tr ve kaysem2013@gmail.com mail adreslerine bildiri özetleri ve tam metin gönderilebilmektedir.Konularla ilgili tüm tarafların bu organizasyona katkı vermelerini bekliyor KAYSEM 2013’ün faydalı olmasını diliyorum.

Prof. Dr. Yakup BULUT
(Düzenleme Kurulu Başkanı)
GSM:05303454550
E-Mail: ybulut@mku.edu.tr,  yakupbulut@hotmail.com