Kamu yönetimi 1980'lerden sonra "özel sektör yönetim teknikleri"nin etkisine
girdi. Özelleştirme, yerelleşme ve katılımcılık çok önemli bir paradigma değişimi meydana getirdi kamu yönetiminde.
Yerelleşme rüzgarları özellikle Türkiye'de 1980 sonrasında sert esti. Yerel yönetimler 1985 yılında yetki ve kaynak açısından çok güçlendirildi. Olması gereken buydu elbette. Çünkü, Avrupa'da yerel yönetim bütün hayatı kuşatıyor.
Fakat çok etkili bir kamuoyu denetimi var. Yetki veriliyor ama denetim de çok sıkı bir biçimde yerine getiriliyor. Bizde denetim çok sorunlu bir alan...
***
Yerelleşmede, bununla da yetinilmedi ve büyükşehir belediyeleri kuruldu. Önce Ankara, İstanbul, İzmir ve daha sonra bugün itibariyle 30 kentte büyükşehir belediyesi var.
Başlangıçta büyük kentlerin ulaşım, planlama ve eşgüdüm sorunlarını çözmesi için düşünüldü. İlk yıllarda oldukça da etkili oldu.
Fakat, büyükşehir belediyeleri kentlerin her derdine deva "sihirli kurumlar" olarak görüldü ve bir "büyükşehir tutkusu" oluştu siyasetçilerde...
Özellikle 2012'de çıkarılan 6360 sayılı yasa neredeyse yerel yönetimleri, daha doğrusu büyükşehir belediyelerini "kutsadı..."
Bu gelişmeye "aşırı doz yerelleşme" de diyebiliriz. Çünkü, 30+51 sistemi olarak da tanımladığım bu sistem bütün idari yapıyı, gelenekleri, kamu hizmeti sunum biçimlerini ve aktörlerini değiştirdi, hatta deyim yerindeyse alt üst etti.
30 büyükşehirde belediyelerin yetkileri "il sınırına" genişletildi... Bütçeleri artırıldı...
Şu anda 30 büyükşehirde hem ilçe belediyeleri, hem kapatılan beldeler, hem de kapatılan köyler çok büyük sorunlar yaşıyor...
***
Yeni sistem yalnızca yerel yönetim yapımızı sarsmadı, mülki idareyi de neredeyse etkisizleştirdi. Çünkü, özellikle kırsal kalkınma, güvenlik, eğitim, yatırım konularında aktif olan mülki idare bir anda etkisiz hale geldi.
Valiler ve kaymakamlar demoralize oldu, çünkü herşey "siyasi kimliğe sahip olan" belediyelerden soruluyor neredeyse...
***
Burada bir hatırlatma da yapmak isterim. Geçen yıl önemli bir siyasi isim bir ilimizde halka hitap ederken "seçilmişler halka hesap veriyor, vali veya kaymakam maaşını alıyor, yapıyorsa yapıyor, yapmıyorsa yapmıyor..."
Oysa bu cümlede çok büyük bir sorun var. Hemen her sistemde olduğu gibi Türkiye'de de hesap vermesi en kolay olanlar seçilmişler değil, atanmışlar...
Çünkü, hiyerarşik denetim, siyasal denetim, esnetilemeyecek yetki alanları ve görev tanımları belli olan mülki idareci "hesap vermiyor" demek gerçeklerle bağdaşan bir konu değil...
***
Evrende herşey denge üzerine kuruludur. Aşırı doz merkezileşmeden kurtulalım derken, aşırı doz yerelleşmeye yakalandık!
Ve bu aşırı doz yönetim sistemini komaya sokmadı, ama sokmak üzere...
Mülki idarenin yetkileri kesinlikle artırılmalı ve belediyeler karşısında bir denge mekanizması olarak korunmalı.
Mülki idare, devlettir... Devlet güven, tarafsızlık, eşitlik ve adalet demektir...
Belediyelerin ise ne yazık ki, yerel kamu hizmetlerini sunma görevlerinin dışında siyasi kimlikleri var... Denetimler çok zayıf... Her türlü siyasi ve ekonomik rantiye öncelenerek görevler yerine getiriliyor...
Hepsinden beteri bazı belediyelerin Türkiye ile sorunu olan terör örgütleriyle bağlantılı olduklarına dair algılar, mülki idarenin güçlendirilmesi gereğini fazlasıyla ortaya koymaktadır...
***
Son olarak...
Ne yazık ki ülkemiz çok acı günler yaşadı ve yaşıyor...
Terör örgütü kamu düzenini, birlikte yaşama iradesini ve toplumsal barışı tehdit ediyor...
Peki, ortalığı yakıp yıkan, insanları öldüren, emniyet mensuplarını şehit eden terör örgütüyle mücadele edilirken kamuoyu en çok kimin adını duyuyor?
Elbette vali, kaymakam, asker, polis gibi "atanmışlar"ın...
Atanmışlar kendilerini deyim yerindeyse ateşe atarak "kamu düzeni"ni sağlamaya çalışıyorlar...
Yerel yönetimlerin adını duyan var mı?
Aksine, 6360'la yetkileri iyice artırılan bazı yerel yönetimler Türkiye'nin toplumsal barışını ve kamu düzenini tehdit eden örgütlere doğrudan ve dolaylı destek vermektedirler...
En azından 6360 olmasaydı, Mardin iktidar partisinde kalacaktı ve bölgedeki huzuru bozan hareketlerin eli güçlenmeyecekti...
***
Bütün bu nedenlerden dolayı, hem büyükşehir yasasının ve modelinin yeniden düşünülmesi, hem de mülki idarenin yetkilerinin mutlaka artırılması gerekiyor...
Huzurumuz, güvenliğimiz, birliğimiz ve dirliğimiz daha çok mülki idareye, askere ve polise bağlı...
Bu kesimlerin moral ve motivasyonunu artıracak adımlar hükümet tarafından atılmalıdır...
Hem de ivedilikle...
Yönetişim (Good Governance) (+) Open Government (+)Sosyal Medya Yurttaş, yönetimin GÖZÜ VE KULAĞI'dır. Yurttaş odaklı yönetim çağındayız. Yurttaş, bilgi ve deneyimleriyle yönetimin en önemli ve etkili karar ve çözüm ortağıdır/paydaşıdır.
Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ekim 2014 Cumartesi
18 Haziran 2013 Salı
MÜLKİ İDAREYE DAİR BAZI DÜŞÜNCELER
Şimdi “Taksim ve Gezi olayları siyaseti, akademiyi, sanatı,
kültürü, ekonomiyi ve bilumum yaşam alanlarını
kilitlemişken böyle bir konu
niye gündem olur” diye sorulabilir.
Soru haklı bir soru olur ama hayat da kurumlarıyla,
süreçleriyle ve aktörleriyle devam ediyor…
Yerel yönetimlerin kendilerine aktarılan onca kaynak ve
yetkiye rağmen, kurumsallaşma, hesap verme, demokratikleşme ve denetlenme
konularında ağır sorunlar yaşadıklarını biliyoruz.
Belediyelere kaynak ve yetki sürekli olarak aktarılıyor ama kimse sormuyor ki,
“bu aktarılan yetki ve kaynakların ne kadarını verimli, etkin ve demokratik
olarak kullanıyorsun?”
Taksim krizinin en önemli boyutlarından birisini de bu
oluşturuyor: Rasyonel ve demokratik karar alma ve uygulama becerisinin çok
cılız olması… Katılımcı yerel siyaset yok. Her alanda "tek aktör" odaklı bir politika yapımı söz konusu...
Bu nedenle, özellikle mülki idarenin korunması ve yerel
yönetimlerin özerkliği kısıtlanmadan bir “denge mekanizması” olarak
güçlendirilmesi gerektiğini savunanlardanım.
Vatandaşın gözünde tarafsızlığı, adaleti, hukuku, kısaca
devleti temsil eden mülki idare güçlendirilmelidir. Kaymakam ve valilerin
yetkileri mutlaka artırılmalıdır.
Gerçi günümüzde siyasetin etkisinde kalmayan, siyasetin evirip çevirmediği hiçbir kurum kalmadı ama...
Gerçi günümüzde siyasetin etkisinde kalmayan, siyasetin evirip çevirmediği hiçbir kurum kalmadı ama...
***
Vali ve kaymakamlar son dönemlerde çok başarılı kalkınma
projelerine ve sosyal devlet uygulamalarına imza atmaktadırlar. Vali ve
kaymakamların halkla daha fazla bütünleştiği bir süreci yaşıyoruz. Dünyadaki
gelişmeleri iyi okuyan, teknolojik gelişmeleri izleyen, sosyal medyada sesini
ve etkinliklerini duyuran mülki idarecilerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Ancak, 81 vilayetin valilerinden çok başarılı olanlar olduğu
gibi, çok sorunlu işlere ve söylemlere imza atan, dolayısıyla bulunduğu konumu
oldukça yadırgatan birçok vali olduğunu da zaman zaman hem sosyal medyadan hem
de diğer yaygın medyadan gözlemleyebiliyoruz. Bu elbette kaymakamlar için de
geçerlidir. Fakat Vali vilayetin genelinde devleti temsil ettiği için
sorumluluğu elbette kaymakamların sorumluluğunun toplamından fazladır…
Gerçekten de valilerimizin bazılarından gelen açıklama ve
yorumlar "Zaytung" haberlerini aratmıyor bazen.
Son dönemin etkili idarecilerinden İstanbul Valisi’nin Taksim’deki
kaos ve kargaşadaki yaklaşımı, gençlerle diyalog kurmaya çalışması, çağdaş bir mülki idareciye yakışan demokratik
ve diyalojik bir yönetim örneğidir. Bazı tivitleri yadırgansa da, sosyal medyayı en iyi kullanan valilerden aynı zamanda İstanbul valisi...
Tanıdığım birçok başarılı ve özverili vali var. Burada tek
tek isim belirtmek doğru olmaz.
Ancak, ne yazık ki kendilerini çok da yetiştirememiş ve
makamın gereklerini yerine getiremeyen valilerimiz de yok değil.
Mesela, basın önünde gidip vatandaşla anlamsız tartışmalara
giren veya "siyasetçilere yaranma" olarak yorumlanan ve istihza/alay konusu olan
açıklamalar yapanlara sık sık medyada rastlayabiliyoruz.
Olumlu ve olumsuz birçok örnek var, ancak elbetteki olumsuz
örnekleri sıralamak maharet değil.
Ne yazık ki, bu tür mülki idareci örnekleri mülki idareye çok zarar vermektedir.
Ne yazık ki, bu tür mülki idareci örnekleri mülki idareye çok zarar vermektedir.
***
Peki mülki idare, bizzat Bakanlık tarafından hak ettiği ilgiyi görüyor mu? Hem de mülki idare kökenli bir Bakan varken? Mülki idarecilerden bunu gerçekten öğrenmek isterdim...
Şöyle bir soru sorsam yersiz mi olur?
Şöyle bir soru sorsam yersiz mi olur?
Mesela, kaymakamlar ile valilerin görev ilişkileri yeterince
gözden geçirilebiliyor mu?
Soru şöyle de sorulabilir: Kaymakamlarla valilerin görev
ilişkilerinde belirli ilkeler var mı yoksa bu ilişkilerin niteliği valiye göre
değişiyor mu?
Elbette valiye göre değişen tutum, ilke, strateji olacaktır.
Ancak, asgari bir standardının olması gerekmez mi?
Örneğin, siz bir ilçede kaymakamlık yapıyorsunuz ve vali bey
sizin haberiniz olmadan o ilçedeki memur ve amirlerle birtakım işler yapıyor,
görev veriyor, taltif ediyor vs.
Bu etkileşimin görünen yorumu şudur: Vali beyin bu davranışı
kaymakamın saygınlığına ve otoritesine yönelik zayıflatıcı bir davranış biçimi
olmaktan başka bir şey değildir.
Bu davranışın hiçbir biçimde çağdaş yöneticilik anlayışıyla
bağdaşmadığı da açıktır.
Diğer bir soru: Kaymakam ve valiler için objektif/nesnel/tarafsız değerlendirme kriterleri var mıdır? Atama ve yükseltilmelerde "politik yakınlıklar" mı ön planda, yoksa "bireysel yetenekler/nitelikler" mi ön planda?
Diğer bir soru: Kaymakam ve valiler için objektif/nesnel/tarafsız değerlendirme kriterleri var mıdır? Atama ve yükseltilmelerde "politik yakınlıklar" mı ön planda, yoksa "bireysel yetenekler/nitelikler" mi ön planda?
***
Katılımcı demokrasi yerel yönetimler için olmazsa olmaz
olduğu gibi, mülki idare için de olmazsa olmazlardan birisidir.
Özellikle sistem içindeki paydaşlardan birisi olan
kaymakamlarla valilerin hemen her konuyu müzakere etmesi gerekir. Eğer
kaymakamlar by-pass edilirse, sorun bütün bir vilayet yönetimini etkiler.
Hem bir vilayette görev yapan kaymakamların başarısı valinin
başarısı değil midir?
Kesinlikle öyledir…
Kesinlikle öyledir…
***
Geleceğin valileri olma ihtimali bulunan kaymakamların
valilerle etkileşimi güçlü ve açık bir iletişime dayanmalıdır.
Sonuçta bütün makamlar geçici olduğu gibi bu makamlar da
geçicidir...
Ne valiler geldi geçti bu makamlardan... Bazıları hiç unutulmazken, bazılarını da kimse hatırlamıyor...
Ne valiler geldi geçti bu makamlardan... Bazıları hiç unutulmazken, bazılarını da kimse hatırlamıyor...
İyi bir yönetici, yönetimi altındakilerin düşünce ve
duygularına değer verdiği ölçüde başarılı, güçlü ve değerlidir.
Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde iken Ruşen Keleş Hocamızın derslerimize davet ettiği ve her seferinde bizleri büyüleyen Efsane vali Recep Yazıcıoğlu’na rahmet dilerken, onun bir
dileğini de burada tekrar etmek isterim:
"Atanmış sultanlar ve seçilmiş padişahlardan Türkiye'nin kurtulması lazım lazım. Her düzeyde katılımcı yönetimin yerleştirilmesi ve kurumsallaşması tek çözümdür..."
Demokratik süreçleri işleten, katılımcılığı benimsemiş
yöneticiler gerek Türkiye’ye…
Mülkiye'de derslerimize gelen Recep Yazıcıoğlu'nu minnetle ve rahmetle anıyorum...
İstisna bir valiydi...
Her dinlediğimde farklı bir heyecan duyuyordum...
Olağanüstü bir hitabeti ve motive edici bir yaklaşımı vardı...
Ve hepsinden önemlisi hep ufuk açıcı konuşuyordu...
Her gittiği vilayette ses getiriyordu, görev yaptığı memleketlerin değerlerini dünyaya duyuruyordu...
Sözün özü, vali gibi valiydi rahmetli Recep Yazıcıoğlu...
Bir talihsiz kaza ile aramızdan ayrıldı...
Şimdi mülki idare önemli sorunlarla boğuşuyor...
Denetimsiz bir "yerel yönetim tutkusu" aldı başını gidiyor...
Kentlerde geçer akçe yalnızca "rantiye..."
Bu nedenle belediyeler karşısında mülki idarenin denge rolü güçlendirilmeli, "yönlendirici denetim" yetkisi verilmelidir...
İstisna bir valiydi...
Her dinlediğimde farklı bir heyecan duyuyordum...
Olağanüstü bir hitabeti ve motive edici bir yaklaşımı vardı...
Ve hepsinden önemlisi hep ufuk açıcı konuşuyordu...
Her gittiği vilayette ses getiriyordu, görev yaptığı memleketlerin değerlerini dünyaya duyuruyordu...
Sözün özü, vali gibi valiydi rahmetli Recep Yazıcıoğlu...
Bir talihsiz kaza ile aramızdan ayrıldı...
Şimdi mülki idare önemli sorunlarla boğuşuyor...
Denetimsiz bir "yerel yönetim tutkusu" aldı başını gidiyor...
Kentlerde geçer akçe yalnızca "rantiye..."
Bu nedenle belediyeler karşısında mülki idarenin denge rolü güçlendirilmeli, "yönlendirici denetim" yetkisi verilmelidir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)